Başka Bir Sodom

Günümüzün dinsel dünyasında Tanrı’nın merhametiyle oyun oynanmaktadır. Büyük kalabalıklar yasayı boşa çıkarmışlardır. İnsan kuralları öğretilmektedir (Matta 15:9). Birçok kilisede sadakatsizlik baskın çıkmış, Kutsal Kitap’a duyulan inanç sarsılmıştır. Canlı imanın yerini boş şekilcilik almıştır. Sonuç olarak imandan dönüş ve benlikten kaynaklanan etkinlikler yayılmaktadır. Mesih’in söylediği gibi, “Nuh’un günlerinde nasıl olduysa İnsanoğlu’nun günlerinde aynısı olacak” (Luka 17:28,30).

Dünya hızla yıkıma doğru gitmektedir.

Kurtarıcımız şöyle demiştir: “Kendinize dikkat edin! Yürekleriniz sefahat, sarhoşluk ve bu yaşamın kaygılarıyla ağırlaşmasın. O gün, üzerinize bir tuzak gibi inmesin. Çünkü o gün bütün yeryüzünde yaşayan herkesin üzerine gelecektir. Her an uyanık durun, gerçekleşmek üzere olan bütün bu olaylardan kurtulabilmek ve İnsanoğlu’nun önünde durabilmek için dua edin” (Luka 21:34-36).

Sodom yıkılmadan önce Tanrı, Lut’a bir bildiri vermişti; “Kaç, canını kurtar!” Aynı uyarı, Kudüs’ün yıkımından önce de verilmişti: “Kudüs’ün ordular tarafından kuşatıldığını görünce bilin ki, kentin yıkılacağı zaman yaklaşmıştır” (Luka 21:20,21). İmanlıların beklememesi, kaçması gerekiyordu.

İmanlılar kötü kişilerin arasından kararlı bir şekilde çıkmalı ve canlarını kurtarmalıydılar. Nuh’un günlerinde nasılsa, Lut’un günlerinde de aynıydı. Kudüs’ün yıkımından önce öğrenciler için nasıl olduysa, son günlerde de aynısı olacaktır. Tanrı’nın sesi yine işitilmekte, halkının baskın çıkan günahtan kurtulmasını buyurmaktadır.

Son günlerde yaşanacak olan bozulma ve imandan dönüş Yuhanna peygambere Babil’le ilgili görümde bildirilmişti. “Gördüğün kadın, dünyanın kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir” (Vahiy 17:18). Babil’in yıkılışından önce gökten çağrı yapılacaktır; “Ey halkım! Onun günahlarına ortak olmamak, uğradığı belalara uğramamak için çıkın oradan!” (Vahiy 17:18). Nuh’un ve Lut’un günlerinde olduğu gibi günümüzde de Tanrı ile dünya arasında herhangi bir bağ bulunmamalı, dünyasal zenginliklerin güvenliğine dönüş olmamalıdır (Matta 6:24).

Gökler, günahkarların üzerine hızlı bir yıkım geleceğini duyururlarken, insanlar bolluk ve esenlik hayali kurmakta, kalabalıklar “Esenlik ve güvenlik” diye bağırmaktadır. Ovadaki kentler, yıkımdan bir gece önce zevkle sürüklenmiş ve Tanrı habercisinin uyarılarına gülüp geçmişti. Ama o gece, merhamet kapısı Sodom’un kayıtsız sakinlerine sonsuza dek kapandı. Tanrı’yla alay edilemezdi.

Dünyanın büyük bir kısmı Tanrı’nın merhametini reddedecek, böylece hızlı ve geri alınamayacak bir şekilde mahvolacaktır. Ancak uyarılara kulak verenler, “Yüceler Yücesinin barınağında oturacak ve her şeye gücü yetenin gölgesinde yaşayacaktır” (Mezmurlar 91:1).

Soar kısa bir süre içinde Tanrı’nın tasarladığı gibi yanıp yıkıldı. Lut ise dağlara çekildi ve bir mağarada yaşamaya başladı.

Ne var ki Sodom’un laneti, onu oraya kadar takip etti. Kızlarının günahlı eylemi, o iğrenç kentin onların karakterine sinmiş mirasıydı. Lut Sodom’u zevkli ve karlı bir yer olduğu için seçmiş, ama yüreğinden Tanrı korkusu eksilmemişti. Sonuçta ateşten çekilip kurtarıldı, ama mal varlığından, eşinden ve çocuklarından oldu. Mağaralarda oturarak yaşlılığında düşkünlüğü yaşadı. Üstelik yeryüzüne, doğru insanlardan oluşan bir kuşak değil, Tanrı’ya düşman, savaşçı ve putperest olan iki ulus bıraktı. Bu uluslar da, günah kaseleri ağzına kadar dolduğu zaman yıkıma mahkum oldular. Bilgece atılmayan bir adımın sonuçları ne kadar korkunç oldu!

“Zengin olmak için didinip durma, bunu düşünmekten vazgeç. Kazanca düşkün olan kendi evine sıkıntı verir.” “Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanları çöküşe ve yıkıma götüren birçok anlamsız ve zararlı arzulara kapılırlar” (Süleyman’ın Özdeyişleri 23:4; 15:27; 1.Timoteos 6:9).

Lut, Sodom’a girdiği zaman, kendisini ve ev halkını günahtan korumaya niyetliydi. Ama sonuçta başarısız oldu. Bunun sonucu da önümüzdedir.

Lut gibi birçok kişi çocuklarının mahvolduğunu görüyor ve kendi canlarını zorlukla kurtarabiliyor. Ömürlük kazançları kayboluyor ve yaşamları üzücü bir başarısızlıkla son buluyor. Oysa gerçek bilgeliğe kulak verselerdi, belki çocuklarına daha küçük bir dünyasal varlık kalırdı, ama ölümsüz mirasa ortak olmaya hak kazanırlardı.

Tanrı’nın vaat ettiği miras bu dünyada değildir. İbrahim, “iman sayesinde, bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin mirasçıları olan İshak ve Yakup’la beraber çadırlarda yaşadı. Çünkü mimarı ve yapıcısı Tanrı olan sağlam temelli kenti bekliyordu. Oysa onlar daha iyisini, yani göksel olanı arzu ediyorlardı. Bundan dolayı Tanrı, onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlara bir kent hazırlamıştır” (İbraniler 11:9,10,16).

 

...