Günahın Sonuçları

Süleyman’ı müsrif ve baskıcı bir kişi olmaya yönelten etkenlerden önde geleni, öz verili bir yaklaşımdan yoksun kalmasıydı.

Musa Sina Dağının eteklerinde halka Allah’ın buyruğunu iletmişti;

“Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar.” İsrailliler bu buyruğa karşılık çok sayıda armağan getirmişti. Her istekli, hevesli kişi Buluşma çadırının yapımı, hizmeti ve kutsal giysiler için Rab’be armağan getirdi” (Mısır’dan Çıkış 25:8; 35:21). Tapınağın yapılması için çok büyük ve kapsamlı hazırlıklar yapılmalıydı, değerli ve pahalı maddeler gerekiyordu, ama Rab yalnızca insanların gönüllü sunularını kabul etti. Allah’ın buyruğu Musa aracılığıyla şöyle tekrarladı: “İsrailliler’e söyle, bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın” (Mısır’dan Çıkış 25:2).

En Yüce olan Allah’a bir tapınak yapımı için ilk gerekler, Allah’a bağımlı olmak ve özverili bir yaklaşıma sahip olmaktı. Davut tapınağı yapma sorumluluğunu Süleyman’a devrettiği zaman benzer bir özveri çağrısı yapılmıştı. Davut, toplanan kalabalığa şöyle sormuştu: “Bunları altın, gümüş gerektiren işlerde ve sanatkârların el işçiliğinde kullanılmak üzere veriyorum. Kim bugün kendini Rab’be adamak istiyor?” (1.Tarihler 29:5). Rab’be ve hizmetlere adanma çağrısı, tapınağın yapımında çalışanlar tarafından asla unutulmamalıydı.

Çöldeki buluşma çadırının yapımında, seçilenler Allah tarafından özel yeteneklerle ve bilgelikle donatıldı. Musa İsrailliler’e, “Bakın!” dedi, “Rab Yahuda oymağından özellikle Hur oğlu Uri oğlu Besalel’i seçti. Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu kendi ruhuyla doldurdu. Öyle ki, altın, gümüş, tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretsin; taş kesme ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü sanat dalında çalışsın. Rab ona ve Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiav’a öğretme yeteneği de verdi. Onlara üstün beceri verdi. Öyle ki, ustalık isteyen her türlü işte, oymacılıkta, lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten yapmada, dokuma ve nakış işlerinde, her sanat dalında yaratıcı olsunlar” (Çıkış 35:30-35; 36:1). Göksel güçler, Allah’ın seçtiği işçilerle işbirliği yaptılar.

Bu işçilerin çocukları ve torunları, babalarına bağışlanan yeteneklerden büyük ölçüde yararlandılar. Yahuda’lı ve Dan’lı bu adamlar bir şüre alçakgönüllü ve özverili bir yaşam sürdüler, ama zaman içinde Allah’a bağımlılıklarını ve O’na gönüllü olarak hizmet etme arzularını yitirdiler. İnce sanat gerektiren işçiliklerinden ötürü yüksek ücretler talep ettiler. İstekleri bazı durumlarda yerine getirildi, ama daha çok çevredeki ulusların hizmetine girdiler. Atalarındaki yüce gönüllü ve özverili ruhun yerini açgözlü ve hep daha fazlasını isteyen bir tavır aldı. Bencilce arzularını doyurmak için Allah’ın kendilerine vermiş olduğu yetenekleri putperest kralların hizmetinde kullandılar, becerileriyle Yaratıcılarının saygınlığını lekeleyecek işler yaptılar.

Süleyman, Moriya Dağındaki tapınağın yapımını yönetecek bir ustabaşını işte böyle adamların arasından seçti. Kutsal Yapının her ayrıntısının özellikleri krala emanet edilmişti. Kral, Allah’a dönerek yardımcılar için O’na ’dua edebilirdi. Ancak Süleyman, imanını güçlendirecek olan bu fırsatı kaçırdı. Sur kralına haber gönderip şöyle dedi: “Bana bir adam gönder; Yahuda ve Yeruşalim’de babam Davut’un yetiştirdiği ustalarımla çalışsın. Altın, gümüş, tunç ve demiri işlemede; mor, kırmızı, lacivert kumaş dokumada, oymacılıkta usta olsun” (2.Tarihler 2:7).

Sur kralı bu ricaya karşılık vermek için Huram’ı gönderdi. “Anası Danlı, babası Surlu’dur. Altın, gümüş, tunç, demir, taş ve tahta işlemekte; ince keten, mor, lacivert ve kırmızı kumaş dokumakta ustadır. Her türlü oymacılıkta usta olduğu gibi her tasarımı uygulayabilecek yetenektedir. Ustalarınla ve babanın, efendim Davut’un yetiştirdiği ustalarla çalışacak.” (14.ayet). Huram anne tarafından, yüzlerce yıl önce buluşma çadırının yapımı için özel bilgelik verilmiş olan Oholiav’ın soyundan geliyordu.

Süleyman’ın ustabaşı olarak seçtiği kişi, kendi çıkarını düşünmeden Allah’a hizmet etmek isteyen biri değildi. Huram parayı Allah’tan daha fazla seviyor ve ona hizmet ediyordu. Bencillik onun hücrelerine kadar işlemişti.

Huram olağanüstü yeteneklerinden ötürü yüksek ücret talep etmişti. Yanlış ilkeleri zaman içinde meslektaşları tarafından kabul edildi. Her gün onunla birlikte çalışanlar, işlerinin kutsal niteliğini gözden kaybederek kendi gelirlerini Huram’la karşılaştırmaya başladılar. Benliği inkar eden yaklaşımlarını unutarak açgözlülüğe teslim oldular. Yüksek ücret talepleri yerine getirildi.

Bu tavırların etkileri;

Rab’bin hizmetinin her yönüne sızdı ve egemenliğin her yönüne yayıldı. Yüksek ücret talepleri, birçoklarının lüks ve müsriflik içinde yaşamasına neden oldu. Yoksullar zenginler tarafından bastırıldı; özveri ruhu ihmal edildi. Bu etkilerin uzaklara erişen etkilerini, ölümlülerin en bilgesi olan Süleyman’ın imandan korkunç dönüşüne bağlamak mümkündür.

Çöldeki buluşma çadırını yapan insanların tavırları ve niyetleri ile Süleyman’ın tapınağını yapanların tavırları çok önemli bir ders vermektedir. Tapmak işçilerinin çıkarcı yaklaşımları, günümüz dünyasına hükmeden bencillikle eşdeğerdedir. Açgözlülük ruhunun, yüksek mevki ve yüksek ücret sevdasının haddi hesabı yoktur. Buluşma çadırını yapanların gönüllü hizmetleri ve kendilerini sevinçle inkar eden yaklaşımları nadir bir örnektir. İsa’nın takipçilerinde hakim olması gereken tavır da budur. Rabbimiz, öğrencilerine nasıl çalışmaları gerektiğini kendisini örnek göstererek öğretmiştir. “Ardımdan gelin, sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım” demiştir (Matta 4:19). Hizmetlerinin karşılığında onlara herhangi bir ücret teklif etmemiştir. İsa kendisini nasıl inkar ettiyse ve özverili bir yaşam sürdüyse, O’nun takipçileri de bu yaşam tarzına ortak olacaklardı.

Bizler ücret için emek vermemeliyiz;

Allah için çalışmamızın nedeni, kendi çıkarımıza hizmet etmek değildir. Allah’ın gözünde kabul edilebilir bir hizmetin ilk gereği, çıkarcılıktan uzak bağlılık ve özveri ruhu olmuştur. Bu her zaman da böyle olacaktır. Rabbimiz ve Efendimiz, O’nun işlerine bencilliğin en ufak bir zerresinin bile bulaşmamasını ister. Mükemmel Allah’ın yeryüzündeki buluşma çadırını yapanlardan beklediği yetenekler, beceriler, bilgelik ve kusursuzluk bizim çabalarımıza da hükmetmelidir. En büyük yeteneklerin ve en görkemli hizmetlerin, benliğimizi diri ve yanıp tükenen bir kurban olarak sunağa yatırdığımızda kabul gördüğünü hatırlamalıyız.

Doğru ilkelerden sapmanın İsrail kralını yıkıma sürükleyen etkenlerinden biri de yalnızca Allah’a ait olan yüceliği kendisine ayırma ayartısına boyun eğmesidir;

Süleyman’a tapmağı yapma görevi verildiği günden, tapınağın tamamlandığı güne dek, onun sorumluluğu ’İsrail’in Allah’ı Rab’bin adına bir tapınak’ yapmaktı (2.Taıihler 6:7). Bu amaç, tapınağın adanması sırasında İsrail halkının huzurunda kabul edilmişti. Süleyman duasında Rab’bin tapmakla ilgili, ’orada bulunacağım’ deyişini dile getirmişti (1.Krallar 8:29).

Süleyman’ın adama duasının en dokunaklı kısmı, Allah’ın uluslararasında yayılan şöhretini işiterek uzak ülkelerden gelen yabancılar için yalvarmasıydı. Kral şöyle dua etmişti: “Gücünü, kudretini duyup uzak ülkelerden gelen yabancılar bu tapmağa gelip dua ederlerse, göklerden, oturduğun yerden kulak ver, yalvarışlarını yanıtla. Öyle ki, dünyanın bütün ulusları, halkın İsrail gibi, senin adını bilsin, senden korksun ve yaptırdığım bu tapınağın sana ait olduğunu öğrensin (1.Krallar 8:42, 43). Halk toplantısının sonunda Süleyman, İsrail’e Allah’a sadık kalmalarını öğütledi ve şöyle dedi: “Sonunda dünyanın bütün ulusları bilsinler ki, tek Allah Rab’dir ve ondan başka Allah yoktur.” (1.Krallar 8:60).

Tapınağı tasarlayan Süleyman’dan da büyük bir kişiydi. Orada Allah’ın bilgeliği ve yüceliği açığa vurulmuştu. Bu gerçeği bilmeyenler tapınağın mimarı ve mühendisi olarak Süleyman’a hayranlık duyuyor ve ona övgüler sunuyorlardı. Ancak kral, bu onuru reddediyordu.

Saba kraliçesi Süleyman’ı ziyaret etmeye geldiğinde bu böyleydi. Hem Süleyman’ın bilgeliğini hem de yaptığı muhteşem tapmağı işiten kraliçe, onu çetin sorularla sınamaya, hem de ünlü çalışmalarını kendi gözleriyle görmeye gelmişti. Çeşitli baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlarla yüklü büyük bir kervan eşliğinde Yeruşalim’e gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleyman’la konuştu. Doğanın sırlarından söz etti. Süleyman da ona doğayı yaratan Allah’ı, göklerde yaşayan ve her şeye hükmeden yüce Yaratıcı’yı anlattı. Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiçbir konu olmadı (1.Krallar 10:1-3; 2.Tarihler 9:1,2).

Süleyman’ın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, özel giyimli hizmetkârlarını, sakilerini ve Rab’bin Tapınağı’nda sunulan yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı. Krala, “Ülkemdeyken yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş” dedi, “ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek inanmamıştım. Bunların yarısı bile bana anlatılmadı. Bilgeliğin de, zenginliğin de duyduklarımdan kat kat fazla. Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar” (1.Krallar 10:4-8; 2.Tarihler 9:3-6).

Kraliçenin ziyaretinin sonlarına doğru Süleyman’dan bilgeliğin ve bolluğun kaynağına ilişkin o kadar çok şey öğrenmişti ki, Süleyman’ı övmek yerine şöyle dedi: “Senden hoşnut kalan, seni İsrail tahtına oturtan Allah’ın Rab’be övgüler olsun! Rab İsrail’e sonsuz sevgi duyduğundan, adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni kral yaptı” (1.Krallar 10:9). Allah bütün insanların üzerinde aynı izlenimin bırakılmasını ister.

Allah’ın Süleyman’a verdiği bilgeliği dinlemek için dünyanın bütün kralları onu görmek isterlerdi (2.Tarihler 9:23). Süleyman bütün bu insanları bir süre için göklerin ve yerin Yaratıcısına, evrenin Yöneticisine ve bütün bilgeliğin Sahibine yönelterek Allah’ı onurlandırdı.

Süleyman insanların dikkatini kendisine değil de bilgeliğin, zenginliğin ve onurun gerçek kaynağına çevirmeye devam etseydi, tarih onu nasıl yazardı? Ne yazık ki esin kaynağının kalemi, Süleyman’ın erdemlerine olduğu kadar onun düşüşüne de sadık bir şekilde tanıklık etmektedir. Büyüklüğün doruklarına çıkan ve zenginliğin armağanlarım tadan Süleyman’ın başı döndü, dengesini yitirdi ve düştü. Sürekli insanların övgülerine maruz kaldığı için bir süre sonra yağcılık yapanlara karşı duramadı. Kaynağını yüceltmek amacıyla kendisine emanet edilen bilgelik onu gururla doldurdu. İsrail’in Allah’ı Rab’bin onuruna tasarlanan ve yapılan binanın eşsiz ihtişamı için insanların kendisinden övgüye en çok layık olan kişi olarak söz etmelerine izin verdi.

Bu nedenle, Tanrı’nın tapınağı uluslar arasında ’Süleyman’ın tapınağı’ olarak tanındı. Allah’ın işleyişine sadece aracılık eden kişi ’üstün üstündeki birine’ ait yüceliği kendisine layık gördü (Vaiz 5:8). Önceden, “yaptırdığım bu tapınağın sana ait olduğunu öğrensin” diye dua ettiği halde (2.Tarihler 6:33), Tanrı’nın tapınağı ’Süleyman’ın tapınağı’ olarak tanındı.

İnsan kendisini göklerden aldığı armağanların onuruna layık görmek kadar büyük bir zayıflık gösteremez. Gerçek Mesih inanlısı, Allah’ı her şeyin başı, sonu ve en iyisi yapacaktır. Hırslar onun Allah sevgisini soğutmayacaktır; tutarlı bir şekilde göksel Babasını onurlandırmayı amaç edinecektir. Allah’ın adını sadakatle yüceltirsek, içimizdeki arzular da O’nun denetimi altında olacaktır. Ruhsal ve düşünsel gücümüzü geliştirmenin yolu budur.

Rabbimiz İsa her zaman göksel Babasının adını yüceltmiştir. “Göklerdeki Babamız, adın kutsal kılınsın” diyerek dua etmeye başlamıştır (Matta 6:9). Aynı duayı, “yücelik sonsuzlara dek senindir” diyerek noktalamıştır (13.ayet). Yüce İyileştirici, dikkatleri kendisinden alıp gücünün Kaynağına yöneltme konusunda o kadar dikkatliydi ki, halk “dilsizlerin konuştuğunu, çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Allah’ını yüceltti” (Matta 15:31). Mesih sunduğu harika duada şöyle dedi: “Adil Baba, dünya seni tanımıyor, ama ben seni tanıyorum. Bunlar da beni senin gönderdiğini biliyorlar. Bana beslediğin sevgi onlarda olsun, ben de onlarda olayım diye senin adını onlara bildirdim ve bildirmeye devam edeceğim. Baba, saat geldi. Oğlunu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin. Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamakla seni yeryüzünde yücelttim” (Yuhanna 17:1,4,25,26).

Rab şöyle diyor: “Bilge kişi bilgeliğiyle, güçlü kişi gücüyle, zengin kişi zenginliğiyle övünmesin. Dünyada iyilik yapanın, adaleti, doğruluğu sağlayanın ben Rab olduğumu anlamakla ve beni tanımakla övünsün övünen. Çünkü ben bunlardan hoşlanırım” (Yeremya 9:23,24).

“Allah’ın adını ezgilerle öveceğim,

Şükranlarımla O’nu yücelteceğim.”

“Rabbimiz ve Allah’ımız!

Yüceliği, saygıyı ve gücü almaya layıksın.”

“Ya Rab Allah’ım, bütün yüreğimle sana şükredeceğim,

Adını sonsuza dek yücelteceğim.”

“Benimle birlikte Rab’bin büyüklüğünü duyurun,

Adını birlikte yüceltelim.

(Mezmurlar 69:30; Vahiy 4:11; Mezmurlar 86:12; 34:3).

Özverili bir ruhtan sapmaya ve benliği yüceltmeye neden olan ilkelerin yanı sıra, Allah’ın İsrail için tasarladığı planın çarpıtılmasının başka bir boyutu da vardı. Allah, kendi halkının dünyanın ışığı olmasını tasarlamıştı. Yasasının yüceliği, onların pratik yaşamına yansımalıydı. Bu tasarıyı gerçekleştirmek için, seçtiği ulusun yeryüzünün diğer ulusları arasında stratejik bir konuma yerleşmesine neden oldu.

Süleyman’ın günlerinde İsrail krallığı, kuzeyde Hamas’tan güneyde Mısır’a, Akdeniz kıyılarından Fırat ırmağına kadar uzanıyordu. Dünya ticaretinin birçok anayolu bu bölgede kesişiyor, uzak ülkelerin kervanları bu topraklardan gelip geçiyordu. Dolayısıyla Süleyman’a ve onun halkına, bütün uluslara krallar Kralının karakterini açıklama, O’na hürmet etmenin ve sözünü dinlemenin yollarını öğretme fırsatı tanınıyordu. Bu bilgi bütün dünyaya iletilmeliydi. Dileyen herkesin yaşama kavuşması için Mesih, kurbanlar ve sunularla ilgili öğretiş aracılığıyla bütün uluslara tanıtılmalıydı. Ulusun başı olan kişiye, çevredeki uluslara ışık tutma sorumluluğu verilmişti. Süleyman, Allah vergisi bilgeliğini ve etkisini, Allah’ı ve O’nun gerçeğini bilmeyenlerin aydınlanması için büyük bir akım başlatmak, organize etmek ve yönetmek için kullanmalıydı. Böylece insan kalabalıkları Allah’ın ilkelerini öğrenecek, İsrail putperestlerin kötülüklerine karşı korunmuş olacak ve Rab’bin yüceliği onurlandırılacaktı. Ancak Süleyman, bu yüce hedefi gözden kaçırdı. Bölgesinden geçenleri ya da büyük kentlerde konaklayanları aydınlatmak için kendisine sunulan muhteşem olanakları kullanamadı.

Allah’ın Süleyman’ın ve bütün gerçek İsraillilerin yüreklerine yerleştirdiği müjdeleme ruhu, ticaret ruhunun baskısı altında boğuldu. Uluslarla iletişimin sunduğu olanaklar, benliğin yüceliği için kullanıldı. Süleyman, ticaret kavşaklarında surlu kentler yaparak siyasal konumunu pekiştirmeyi amaçladı. Mısır ve Suriye arasındaki yol üzerinde Gezer’i ve Kudüs’ün batısındaki Beyt-Horon’u yaptırdı. Böylece, Yahuda’nın merkezinden gelen ve sahile yönelen anayola hükmetmek istedi. Şam’dan Mısır’a uzanan kervan yolu üstüne Megido’yu kurdu. Doğudan gelen kervan yolu için de ’çöldeki Tadmor’u’ bina etti (2.Tarihler 8:4). Bu kentlerin tümü surlarla çevrilmişti. “Kral Süleyman, Edomlular’ın ülkesinde, Kızıldeniz kıyısında Eylat yakınlarındaki Esyon-Gever’de gemiler yaptırdı. Böylece o bölgedeki ticaret olanakları arttırıldı. Daha sonra Hiram’ın gemileri Ofîr’den altın ve büyük miktarda almug kerestesiyle değerli taşlar getirdiler” (2.Tarihler 8:18, 1.Krallar 9:26,28; 10:11). Kralın ve kullarının çoğunun geliri büyük oranda arttı, ama ne pahasına! Allah’ın buyruklarının emanet edildiği kişilerin dar görüşlülükleri ve hırsları nedeniyle, kervan yollarından geçen sayısız kalabalıklar Tanrı’yı tanıyamadı.

Süleyman’ın izlediği yol, Mesih’in bu dünyada izlediği yolla taban tabana karşıttır. Kurtarıcı, sınırsız güce sahip olduğu halde bunu kendisi için kullanmadı. Yeryüzünü ele geçirmekle ya da dünyasal büyüklükle ilgili hiçbir hülya, O’nun insanlığa hizmetinin mükemmelliğini lekeleyemedi. “Tilkilerin ini, gökte uçan kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi (Matta 8:20). Rab’bin çağrısına uyarak O’nun hizmetine giren kişiler, O’nun yöntemlerini dikkatlice izlemelidirler. Yolculuk yaparken, önüne gelen her fırsatı kullanmıştır. İsa, yolculuklarının arasında, kendi kenti olarak tanınan Kefernahum’da kalmıştır (Matta 9:1). Şam’dan Kudüs’e, Mısır’a ve Akdeniz’e uzanan bu anayol Kurtarıcının etkinliğinin merkezi olmaya çok yatkındı. Çeşitli ülkelerden gelen birçok kişi bu kentten geçiyor, ya da dinlenmek amacıyla konaklıyordu. İsa bu kentte birçok ulustan, sınıftan ve mevkiden gelen insanlarla karşılaştı. Böylece verdiği derslerin diğer ülkelere ve çok sayıda ev halkına ulaşmasını sağladı. Mesih’in gelişini önceden bildiren peygamberliklere duyulan ilgi arttı, gözler Kurtarıcıya çevrildi ve O’nun ruhsal hizmeti dünya sahnesine çıktı.

Günümüzde, değişik uluslardan ve sınıflardan erkek ve kadınlarla iletişim kurma olanaklarımız, İsrail’in o döneminden çok daha fazladır. Yolculuk yapanların sayısı belki bin kez çoğalmıştır. Günümüzde de En Yüce Olan’ın habercileri de tıpkı Mesih gibi bu büyük geçitlerde yer almayı hedeflemeli, böylece dünyanın çeşitli kesimlerinden gelen kalabalıklarla karşılaşmalıdırlar. Tıpkı Mesih gibi onlar da, benliklerini Allah’ta saklayarak müjdenin tohumunu atmalı, Kutsal Yazının zihinde ve yürekte derin kök salacak ve onları sonsuz yaşama kavuşturacak değerli gerçeklerini başkalarına sunmalıdırlar.

İsrail’in yöneticisinin ve halkının, çağrıldıkları yüce amaçtan dönerek başarısızlığa düştükleri bu dönemin dersleri çok önemlidir. Onların zayıf ve başarısız oldukları noktalarda, Allah’ın günümüzdeki İsrail’i, Mesih’in gerçek topluluğunu oluşturan göklerin temsilcileri güçlü olmalıdırlar. Çünkü insana emanet edilenleri tamamlama ve son ödüller gününü getirme görevi onlara verilmiştir. Ne var ki, Süleyman’ın yönettiği günlerde İsrail’de baskın çıkan etkilerin aynısı günümüzde de baskındır. Her türlü doğruluğa düşman olan kuvvetler iş başındadır.

Yalnızca Allah’ın gücüyle zafer kazanılabilir;

Yolumuzun üstündeki mücadele kendimizi inkar etmemizi, benliğe güvenmeyi reddetmemizi, yalnızca Allah’a bağımlı olmamızı ve canları kurtarmak için her türlü olanağı bilgece değerlendirmemizi gerektirmektedir. Rab’bin bereketi, birlik içinde hareket eden imanlı topluluklara destek olacak, yanılgının karanlığındaki dünyaya kutsallığın güzelliğini gösterecek, bunu Mesih’e benzeş bir özveri ruhuyla, insandan çok Allah’ı yücelterek ve Müjdenin bereketlerine ihtiyaç duyanlara yılmadan hizmet ederek yapacaktır.

...