Kimler Benim Kardeşimdir

Yusufun oğulları, İsa’ya çalışmasında hiç sempati duymuyorlardı. O’nun yaşamı ve çalışmaları ile ilgili olarak, kendilerine ulaştırılan haberlere şaşırdılar ve korktular. O’nun gece ve gündüz kendisini dua etmeye adadığını duydular. Çevresinde sürekli büyük kalabalıklar toplanıyordu. Yemek için kendisine pek fazla vakit ayırmıyordu. Arkadaşları, hiç durmadan ve yorucu bir şekilde çalışmasının O’nu yıprattığını düşünüyorlardı. Ferisilere karşı niçin böyle bir tutum içinde olduğunu anlayamıyorlar ve O’nun bu yüzden huzursuz olmasından korkuyorlardı.

Kardeşleri, bunu ve Şeytan’ın gücüyle cinleri kovduğu yolundaki Ferisilerin ileri sürdüğü suçlamayı duydu. İsa ile olan ilişkilerinden dolayı, kendilerinin de bundan zarar göreceklerini düşündüler. O’nun sözlerinin sonucunda meydana gelen olayları biliyorlardı ve O’nun cesurca yaptığı açıklamalara şaşırdılar. O’nun, din yorumcuları ve Ferisiler ile ilgili suçlamalarına öfkelendiler. Bu tür çalışmalarına bir son vermesi için ikna edilmesinin ya da zorlanmasının gerektiğine karar verdiler. Annesine olan sevgisinden dolayı, onlara daha fazla karşı gelmekten çekineceğini düşünerek, kardeşleri, Meryem’i de kendi taraflarına çekmeye ve onu İsa’ya karşı kışkırtmaya çalıştılar.

Bundan hemen önce İsa ikinci kez cine tutulmuş, kör ve dilsiz bir adamı iyileştirme mucizesini gösterdi. Ferisiler hemen şu suçlamayı öne sürdüler: “Cinleri, cinlerin reisi aracılığıyla kovuyor.”1İsa onların, Kutsal Ruh’un çalışmasını Şeytan’ın işi gibi göstermeye çalıştıklarını ve bu şekilde kutluluk pınarından uzaklaştıklarını açıkça belirtti. O’nun ilahi karakterini fark edemeyerek, İsa’nın aleyhinde konuşmuş olan kişiler affedilebilirlerdi; çünkü Kutsal Ruh aracılığıyla kendi hatalarını görebilir ve pişman olabilirlerdi. Günahı ne olursa olsun, kişi inanır ve tövbe ederse, suçu İsa aracılığıyla bağışlanır; fakat Kutsal Ruh’un çalışmasını reddeden, kendini pişmanlık duymayacak ve tövbe edemeyecek bir durum içinde bulur. Allah, Kutsal Ruh aracılığıyla insanlara ulaşır; insanlar Kutsal Ruh’u kasıtlı olarak reddettiklerinde ve O’nun Şeytan’dan olduğunu iddia ettiklerinde, Allah’ın onlarla iletişim kurabileceği kanalı tıkamış olurlar. Kutsal Ruh sonunda reddedilince, Allah’ın insan için yapabileceği hiçbir şey kalmaz.

İsa’nın bu uyarıyı verdiği Ferisiler, O’nun hakkındaki suçlamalarına kendileri bile inanmıyorlardı. Onlardan hiçbirisi, Kurtarıcı’ya yakınlık göstermedi ve O’na karşı olan sert tavırlarından vazgeçmedi. Kalplerinde O’nun İsrail’in Mesih’i olduğunu bildiren ve onları öğrencileri olmaya çağıran Kutsal Ruh’un sesini duymuşlardı. O’nun varlığının ışığında, kendilerinin kutsal olmadıklarını ve kendilerinin sahip olmadıkları bir dürüstlüğe ne kadar çok ihtiyaçları olduğunun farkına varmışlardı; fakat bir kez reddettikten sonra O’nu Mesih olarak kabul etmek, onlar için çok alçaltıcı bir hareket olurdu. İnançsızlık yolunda kararlı bir şekilde yürürken, kendi hatalarını itiraf edemeyecek kadar kibirliydiler. Gerçeği kabul etmekten kaçınmak ve Kurtarıcı’nın öğre-tilerini kötülemek için zor kullanmaya karar verdiler. O’nun gücünün ve merhametinin kanıtı, onları öfkelendirdi. Kurtarıcı’nın mucizeler yapmasını engelleyemiyorlardı ve O’nun öğretisini susturamıyorlardı; fakat O’nu yanlış tanıtmak için ellerinden geleni yaptılar, sözlerini tahrif ettiler. Kutsal Ruh onları kazanmak istemesine rağmen onlar bu güce karşı koyuyorlardı. İnsan kalbini etkileyebilecek en güçlü elçi onlara karşı mücadele ediyordu; fakat onlar pes etmek istemiyorlardı.

İnsanları duyarsız ve umursamaz hale getiren ve onların kalplerini taşlaştıran, Allah değildir. Allah, hatalarını düzeltmeleri ve güvenli yollarda yürümeleri için onlara ışık gönderir. Bu ışığın reddedilmesiyle insanların gözleri körleşir ve kalpleri taşlaşır. Tüm bunlar meydana gelirken çoğu kez bunun farkına bile varamazlar. Işık, insanlara Allah’ın Sözü aracılığıyla, O’na hizmet eden kullarının ya da Kutsal Ruh’un doğrudan aracı olmasıyla gelir. Fakat ışığın bir kısmının bile reddedilmesi, kişinin ruhsal anlayışını kısmen körleştirir ve ışığın ikinci gelişi öncekinden daha zor fark edilir. Böylece kişi tamamen karanlıkta kalıncaya dek bu devam eder. Bu Yahudi liderler için de aynı şekilde olmuştu. İsa’nın ilahi bir gücü olduğuna ikna oldular; fakat gerçeğe karşı direnmek için Kutsal Ruh’un çalışmasını Şeytan’ın çalışması olarak gördüler. Bunu yaparak, bile bile kandırmacayı seçtiler; kendilerini Şeytan’a teslim ettiler ve bu yüzden O’nun gücünün kontrolüne girdiler

İsa’nın, Kutsal Ruh’a karşı günah işlemeyle ilgili uyarısı ile yakından ilgili bir diğer uyarı da, boş ve kötü sözlere karşı verdiği uyarıdır. Sözler kalbin aynasıdır. “Çünkü ağız yürekten taşanı söyler.” Fakat sözler karakterin yansımasından çok daha fazlasını ifade ederler. Onlar karakteri etkileme gücüne sahiptirler. İnsanlar kendi sözleriyle etkilenirler. Çoğu kez Şeytan’ın sebep olduğu anlık bir hareket sonucunda, gerçekte inanmadıkları düşünceleri ifade eden, kıskançlık ve kötülük dolu sözler söylerler. Kendi sözleriyle kandırılırlar ve Şeytan’ın kışkırtması sonucunda söyledikleri sözlerin doğru olduğuna inanacak duruma gelirler. Çoğu zaman sözlerini geri alamayacak kadar kibirlidirler ve haklı olduklarına inanacak duruma gelinceye kadar, yaptıklarının doğru olduğunu kanıtlamaya çalışırlar. İlahi ışık hakkında şüphe dolu bir söz söylemek, ondan şüphe etmek ve onu eleştirmek tehlikelidir. Rasgele ve saygısız bir şekilde eleştiri alışkanlığı, saygısızlık ve inançsızlığı daha da körükleyeceği için karakter üzerinde olumsuz etkiler yapar. Birçok kişi, Kutsal Ruh’un çalışmasını reddetmeye hazır oluncaya kadar tehlikenin bilincine varamadan bu alışkanlığa göz yummaya devam etmişlerdir. “Size diyorum ki, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı gününde hesap verecekler. Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.”

İsa, sözlerinden etkilenen, kendisini dikkatle dinleyen, fakat kalplerinde Kutsal Ruh için yer açmayan ve kendilerini O’na teslim etmeyenlere bir uyarıda daha bulundu. Ruh sadece direnmeyle değil, reddetmekle de yok olur. İsa şöyle dedi: “Kötü ruh kişinin içinden çıkınca, kurak yerlerde dolanıp huzur arar; ama bulamaz. O zaman ’çıktığım eve kendi evime döneyim’ der. Eve gelince orayı bomboş, süpürülmüş ve düzeltilmiş olarak bulur. Bunun üzerine gider, yanına kendisinden daha kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler.”

Günümüzde olduğu gibi, İsa’nın zamanında da üzerlerinde Şeytan’ın gücünün etkisinin yok olduğu görülen birçok kişi vardı; Allah’ın Ruh’u, onları, kendilerinin üzerinde egemenlik kuran kötü ruhlardan kurtardı. Allah’ın sevgisinde sevinç buldular. Fakat İsa’yı dinleyen, kalpleri taşlaşmış diğerleri gibi O’nun sevgisine sadık kalmadılar. İsa’nın, onların kalplerinde konut kurabilmesi için yaşamları boyunca kendilerini Allah’a teslim etmediler. Kötü ruhlar, “kendilerinden daha kötü” yedi ruh ile birlikte geri döndüğünde, kötülüğün gücünün egemenliği altına girdiler.

Kişi kendisini İsa’ya teslim ettiğinde, onun yenilenen kalbini yeni bir güç sarar. İnsanın kendisinin yapamayacağı bir değişiklik gerçekleşir. Bu, insanın yapısını olağanüstü bir şekilde etkileyen doğaüstü bir olaydır. Kendisini İsa’ya teslim eden kişi, bu günahkar dünyada İsa’nın kontrolündeki bir kale olur ve İsa bu konuda kendi yetkisinden başka hiçbir yetkinin tanınmamasını ister. Bu şekilde gökyüzü elçilerinin koruması altında bulunan kişi Şeytan’ın saldırılarından etkilenmez. Fakat kendimizi İsa’nın kontrolüne teslim etmedikçe, dünyayı kendi egemenlikleri altına almak için mücadele eden iki büyük güçten birinin ya da diğerinin kontrolü altına girmemiz kaçınılmazdır. Egemenliği altına girmemiz için, Karanlığın Krallığı’na hizmet etmeyi bilinçli olarak seçmemiz şart değildir. Sadece İşığın Krallığı ile bütünleşmeyi reddettiğimiz zaman, karanlığın gücüne zaten girmiş oluruz. Gökyüzü elçileri ile birlikte çalışmazsak, Şeytan kalbimize sahip olacak ve orada konut kuracaktır. Kötülüğe karşı tek korunma yolu, O’nun dürüstlüğüne iman ederek, İsa’ya kalbimizde yer açmamızdır. Allah’a tamamen bağlı olmadığımız sürece, kibrin kutsal olmayan etkilerinden, aşırılıktan ve günaha kapılmaktan asla kurtulamayız. Birçok kötü alışkanlıklarımızı bırakabilir ve bir süre için Şeytan’dan uzaklaşabiliriz; fakat kendimizi her an Allah’a tamamen teslim etmezsek, Şeytan’a yenik düşeriz. İsa’yı kişisel olarak tanımadığımız ve O’nunla birlikte olduğumuzu hissetmediğimiz sürece, Düşman’ın insafına kalır ve sonunda O’nun emirlerini yerine getiririz.

İsa şöyle dedi: “O kişinin son durumu ilkinden beter olur. Bu kötü kuşağın başına gelecek olan da budur.” Allah’ın merhametinin çağrısını reddeden ve O’nun lütuf veren Ruh’unu kabul etmeyenler kadar taş yürekli hiç kimse yoktur. Kutsal Ruh’a karşı işlenen en büyük gü-nahlardan biri, gökyüzünün pişmanlığa yaptığı çağrıyı ısrarla reddetmektir. İsa’yı reddetmede atılan her adım, kurtarılmayı reddetmek ve Kutsal Ruh’a karşı günah işlemek için atılan bir adımdır.

Yahudi halkı, İsa’yı reddederek affedilmez bir günah işledi. Biz de lütuf çağrısını reddetmenin sonucunda aynı hataya düşebiliriz. İsa’nın atadığı elçiler yerine, insanları İsa’dan uzaklaştıran Şeytan’ın ajanlarını dinlediğimizde, Kutsal Ruh’a evrenin ve Şeytan’ın önünde hakaret etmiş oluruz. Kişi bunu yaptığı sürece, onun affedilme umudu yoktur ve sonunda Allah’la barışma arzusunu tamamen kaybeder.

İsa halka dersler verirken, öğrencileri annesinin ve kardeşlerinin O’nu görmek istediklerini belirten mesajını getirdiler. İsa onların kalbinden geçeni biliyordu ve şöyle cevap verdi: “Annem kimdir? Kardeşlerim kimlerdir?” Sonra elini öğrencilerine doğru uzatarak sözünü sürdürdü: “İşte annem, işte kardeşlerim! Göklerdeki Babamın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.”

İsa’yı imanla kabul edenler, insanlığın bağından daha sıkı bir bağla O’na bağlandılar. İsa’nın Allah ile olduğu gibi, onlar da İsa ile birlikte olmak istiyorlardı. O’nun sözlerine inanan ve yerine getiren biri olarak, Meryem’in İsa’ya olan sevgisi ve şefkati, bir annenin çocuğuna duyduğu doğal sevgi ve şefkatten daha fazlaydı. O’nu kendilerinin Kurtarıcısı olarak kabul etmedikçe, İsa’nın kardeşleri olmaları onlara bir yarar sağlamayacaktı.

Eğer O’nun gökten geldiğine inansalardı ve Allah’ın verdiği görevi yerine getirirken O’nunla birlikte çalışsalardı, yakınları İsa’ya ne kadar büyük destek olurlardı. Onların inançsızlıkları, İsa’nın yeryüzündeki yaşamında sürekli zorluklar yaşamasına neden oldu. Bu, O’nun bizim uğrumuza içtiği keder kasesinin verdiği acının sadece bir bölümüydü.

İnsan kalbinde Kutsal Kitap’a karşı oluşan düşmanlık, Tanrı’nın Oğlu’nu son derece üzdü. Kendi evinde bile bunu görmesi, O’nu en fazla üzen şey oldu. Çünkü O’nun kalbi sevgi ve şefkat doluydu. Aile içindeki ilişkilerinde her zaman kibar ve saygılıydı. O’nun ilahi göreviyle hiçbir şekilde bağdaşmayacak olmasına rağmen, kardeşleri O’na kendi fikirlerini zorla kabul ettirmek istiyorlardı. O’na, kendilerinden fikir danışmaya ihtiyacı olduğu gözüyle bakıyorlardı. İnsani bakış açılarıyla O’nu yargılıyorlar, din yorumcuları ve Ferisilerin kabul edecekleri gibi konuşsa, kendi sözlerinin neden olduğu tartışmaların son bulacağını düşünüyorlardı. O’nun ilahi bir yetkiye sahip olduğunu iddia ettiğini ve günahlarından dolayı Rabbileri kınadığını düşündüler. Ferisilerin O’nu suçlamak için fırsat kolladıklarını biliyorlardı. İsa’nın onlara yeterince fırsat verdiğini düşünüyorlardı.

Dar görüşleri ve sabit fikirleriyle, O’nun gerçekleştirmek için geldiği görevini kavrayamadılar ve bu yüzden zor günlerinde O’na yardımcı olmadılar. O’nun karakterini doğru şekilde algılamadıkları ve insan bedeninde taşıdığı ilahi gücü fark edemedikleri açıkça görülüyordu. Çoğu zaman O’nun üzüntülü olduğunu görürlerdi; fakat O’nu teselli etmek yerine, sözleri ve düşünceleriyle O’nun yüreğini derinden yaralarlardı. O’nun duygularını incittiler, davranışlarını ve görevini anlayamadılar.

İsa’nın kardeşleri, artık çağın gerisinde kalmış ve eskimiş Ferisi felsefesini savunuyorlardı. Tüm gerçekleri anlayan ve tüm sırları çözen Kişi’ye ders vereceklerini sanıyorlardı. Kendilerinin anlayamadıkları konularda, serbestçe eleştirilerde bulunuyorlar ve hükümler veriyorlardı. O’na karşı bu şekilde tavır almaları İsa’yı çok üzüyordu. Allah’a iman ettiklerini belirttiler ve Allah, insan bedeninde onların yanında olduğu halde, onlar bunun farkına varamadılar.

Tüm bunlar, O’nun yaşamını daha da zorlaştırdı. Kendi evinde bile yanlış anlaşılması İsa’yı o kadar çok üzdü ki, bu yüzden oradan uzaklaşmayı seçti. O’nun ziyaret etmek istediği bir tek ev vardı. Lazar, Meryem ve Marta’nın iman ve sevgi dolu evinde ruhu huzur buluyordu. Buna karşın yeryüzünde O’nun ilahi görevini anlayabilen ve insanlık uğruna çektiği acıları tanıyabilen hiç kimse yoktu. Çoğu kez yalnız kalarak ve kutsal Babasıyla birlikte olarak huzur buluyordu.

İsa’nın uğruna acı çekmeye çağrılanlar, güvensizlik ve yanlış anlamalara maruz kalanlar, kendi evinde bile İsa’nın da aynı şeyleri yaşadığı düşüncesiyle teselli bulabilirler. İsa onlara kendisi ile birlikte olmalarını ve kendisinin Baba ile birlikte teselli bulduğu yerde, onlarında da teselli bulmalarını buyurur.

Kurtarıcıları olarak İsa’yı kabul edenler, hayatın zorluklarıyla tek başına mücadele etmek için öksüz çocuklar gibi bırakılmazlar. İsa onları gökyüzü ailesinin fertleri olarak kabul eder. Kendi Babasına onların da “Baba” demelerini buyurur. Onlar, İsa’nın, yüreğindeki tüm sevgi ve şefkati verdiği ve O’na en kopmaz bağlarla bağlı olan “Allah’ın çocukları” dır. Allah, onlara, yardıma muhtaç olduğumuzda anne ve babamızın bize gösterdiği şefkatten daha fazlasını gösterir. Çünkü Allah insanlardan daha yücedir.

İsa’nın, halkıyla olan ilişkileri ile ilgili olarak İsrail’e Kutsal Yasa’da verilen güzel bir örnek vardır. Yoksulluk yüzünden İbrani halkından bir kişi, anne ve babasının evinden ayrılmak ve kendisini uşak olarak satmak zorunda kaldığında, onu ve mirasını kurtarma görevi ona en yakın olan akrabaya düştü. Bizi ve günah yoluyla kaybettiğimiz mirasımızı kurtarma görevi de bize “en yakın olan Kişi’ye” düştü. Bizi kurtarmak için bizim akrabamız oldu. O, annemizden, babamızdan, kardeşimizden, arkadaşımızdan ya da sevdiğimiz kişiden bize daha yakın olan Rab’bimiz, Kurtarıcı’mızdır. “Korkma, çünkü seni fidye ile kurtardım. Seni adınla çağırdım, sen benimsin… Gözümde değerli ve saygın olduğun, seni sevdiğim için, senin yerine insanlar, canın karşılığında halklar vereceğim.”

İsa, kendisini çevreleyen kutsal varlıkları sever; fakat O’nun bize duyduğu büyük sevgiyi nasıl anlayabiliriz? Bunu o kadar kolay anlayamayız; fakat yaşadıklarımız doğrultusunda bunun gerçek olduğunu görebiliriz. O’na olan bağlılığımızı korursak, Rabbimizin kardeşleri ve aynı zamanda kendi kardeşlerimiz olarak gördüğümüz imanlı ve dürüst insanlara da bağlı oluruz. Bu ilahi bağımızı kabul etmeliyiz. Allah’ın ailesine katılarak Babamızı ve soyumuzu onurlandırmalıyız.

Bu bölüm Matta 12:22-50 ve Markos 3:20-35’e dayanmaktadır.

 

...