Pazar Günü Sorunu

Pazar gününü tutma geleneği, Roma’yla başlamıştır. Roma bunu kendi yetkisinin bir belirtisi olarak görmektedir. Papalık ruhu – Tanrı’nın buyruklarından çok dünyasal geleneklere ve insan törelerine hürmet, protestan kiliselerine sızmakta ve onları tıpkı papalığın yaptığı gibi pazarı yüceltmeye yöneltmektedir.

Laik güç tarafından desteklenen kraliyet hükümleri, genel meclisler ve kilise kuralları yoluyla putperest şenliği Hıristiyanlık dünyası tarafından onurlandırılan bir konuma ulaşmıştır. Pazar gününü tutma geleneği ilk kez Konstantin tarafından çıkarılan yasayla onaylanmıştır. Putperestlerin geleneği olmasına rağmen Hıristiyanlık dünyasınca ismen kabul görmüş, sonra da İmparator tarafından resmen uygulamaya konulmuştur.

Prenslerin beğenisini kazanmak isteyen bir rahip olan Eusebius, Konstantin’in özel bir dostuydu. Bu adam Mesih’in, Sept gününü Pazara çevirdiğini iddia etti. Bunu kanıtlamak için elinde hiçbir ayet yoktu. Eusebius’un kendisi de bunun yanlışlığını kabul etmesine rağmen şöyle demiştir: “Sept günü yapılması gereken tüm görevler, Rab’bin Gününe devredilmiştir.”

Papalık kurumlaşmaya başlarken pazar günü yüceltiliyordu. Bir süre için yedinci günün Sept olarak tutulmasına devam edildi, ama sonra değiştirildi. papa, pazar’ı çiğneyenlerin, kendilerinin ve komşularının üzerine felaket getirmemeleri için uyarılmalarına karar verdi.

Meclislerin hükümleri yetersiz kalınca, laik yetkililer, insanların yüreklerine dehşet salma yoluyla onları Pazar günü çalışmaktan men etmek üzere harekete geçtiler. Roma’daki bir kurulda, önceki tüm kararlar onaylandı, kilisenin yasasıyla birleştirilerek sivil yetkililer tarafından yürürlüğe konuldu.

Pazar gününü tutmak için Kutsal Kitap’a ait bir yetkinin hala bulunamamış olması utandırıcıydı. İnsanlar, “Yedinci Gün Rab’be Kutsaldır” sözlerini bir kenara bırakmadan önce öğretmenlerinin doğru olup olmadığını sorguluyorlardı. Kutsal Kitap’ın bu konudaki tanıklığı belli olduğundan, farklı destek yollarına başvuruldu.

Pazar gününün hararetli savunucularından biri, on ikinci yüzyılın sonunda İngiltere’deki kiliseleri ziyaret etti; ancak gerçeğin sadık tanıklarına karşı boşuna direndikten sonra bir süre için oradan ayrıldı. Geri döndüğü zaman, Tanrı’nın kendisinden geldiğini iddia ettiği bir ferman taşıyordu. Bu sözde ferman, Pazar’ın tutulmasını buyuruyor, söz dinlemeyenler için dehşetli tehditler savuruyordu. O belgenin gökten düştüğü, Kudüs’te, Golgota’daki Aziz Simeon sunağında bulunduğu açıklandı. Ama aslında kaynağı Roma’daki papalık sarayıydı. Papalık hiyerarşisi, her çağda sahtekarlığı ve düzenbazlığı yasal gördü.
Ne var ki, Pazar’ın kutsallığını kabul ettirmeye yönelik tüm bu çabalara rağmen papalık yanlıları arasında bile Sept’in yetkisini kabul edenler vardı. On altıncı yüzyılda papalık meclisi şöyle duyurdu: “Tüm imanlılar yedinci günün Tanrı tarafından kutsandığını, insanlarca böylece kabul edildiğini ve gözetildiğini bilsinler. Bu yalnızca Yahudiler tarafından değil, Tanrı’ya tapınan herkes tarafından bilinsin. Ancak biz Hıristiyanlar, Sebt’i Rab’bin gününe dönüştürdük” Tanrısal yasayla oynayanlar, yaptığı işlerin niteliğinin farkındaydılar.

Tanrı’nın On Emir’de belirttiği gibi, Kutsal Kıldığı gerçek SEBT (ŞABAT) olan (CUMARTESİ) günü sizleri ibadet etmeye davet ediyoruz.

 

...