Yanlış Öğretişler Nasıl Girdi

Bu öğretişlerin önde gelenleri ‘insanın doğal ölümsüzlüğü’ ve ‘ölümde bilinçli olma’ inancıdır. Bu öğreti Roma’nın azizlere dua etme ve bakire Meryem’e tapınma geleneklerine yol açtı. Bunlar ayrıca ilk zamanlarda papalık inancına giren ‘tövbesizlere sonsuz işkence’ düşüncesine de yol açtılar.

Putperestliğin başka bir buluşuna da yol açılmıştı. Batıl inancı olan kalabalıkları korkutmak için ‘purgatorya’ masalı uyduruldu. Purgatorya, sonsuz mahvoluşa gitmeyecek olan insanların işkence gördükleri ve günahlarından arındıkları bir yerdi. İşkenceleri bitip iyice temizlendikten sonra gökyüzüne kabul ediliyorlardı.

Başka bir masal da yine Roma bağlılarını korkutarak kâr etme amacını güdüyordu. Buna göre geçmişteki, şu anki ve gelecekteki günahların tümüyle bağışlanması için Papanın savaşlarına katılmak ve Onun ruhsal üstünlüğünü reddedenleri yok etmek yeterliydi. İnsanlar kiliseye para vererek hem kendilerinin hem de vefat etmiş olan arkadaşlarının kurtulacağına inanıyorlardı. Böylece Roma kendi küpünü doldurdu; başını koyacak bir yeri bile olmayan Rab’bin sözde temsilcisi olarak debdebe, tantana ve lüks içinde yaşamaya devam etti .

Rab’bin sofrası, putperestçe bir kurban töreni haline getirildi. Papalığa bağlı ruhban sınıfı, ekmeği ve şarabı ‘Mesih’in gerçek bedenine ve kanına’ dönüştürdüklerini iddia ettiler. Küfürle dolu bir küstahlıkla her şeyin Yaratıcısı olan Tanrı’nın gücüne sahipmiş gibi davrandılar. Ölüm döşeğindeki imanlılardan, Göğe hakaret eden bu masala dayanarak yemin etmeleri istendi. On üçüncü yüzyılda ise papalığın o en korkunç aleti icat edildi – Engizisyon. Şeytan ve O’nun melekleri birleşerek kötü insanların zihinlerini kontrol etmeye karar vermişlerdi. Tanrı’nın meleği ise tarihin bu korkunç olaylarını orada gizlice kayıt ediyordu. Büyük Babil, kutsalların kanıyla sarhoş olmuştu. (Bkz. Vahiy 17:5,6). Bu yoldan sapmış gücün katlettiği milyonlarca şehit, intikam için Tanrı’ya yalvarıyordu.

Papalık dünyanın en büyük despotu haline gelmişti. Krallar ve imparatorlar, Papanın fermanlarına boyun eğiyordu. Roma’nın öğretilerine yüzlerce yıl kulak verilmişti. Ruhban sınıfı onurlandırılmış ve desteklenmişti. Roma Kilisesinin en saygın, en yüce ve en güçlü dönemleri bunlardı.

Ne var ki papalığın öğle vakti dünyanın gece karanlığıydı. Kutsal Yazılar halk tarafından hemen hiç bilinmiyordu. Papalığın önderleri günahlarını açığa vuracak ışıktan nefret ediyordu. Tanrı’nın yasası, yani doğruluk standardı ortadan kaldırıldığı için her türlü kötülük serbest kalmıştı. Yüksek ruhban sınıfının sarayları, alem sahneleri haline geldi.

Papaların bazıları öyle iğrenç suçlarla itham ediliyordu ki, laik önderler onları dayanılması güç canavarlar olarak göstermeye çalıştılar. Yüzyıllar boyunca Avrupa, öğrenim, sanat ya da uygarlık alanlarında hiçbir ilerleme gösteremedi. Hıristiyanlık ahlaksal ve düşünsel açıdan sanki felç geçiriyordu.

Tanrı Sözünden uzaklaşmanın sonuçları işte bunlardı.

 

...